Blogger tarafından desteklenmektedir.
GAZİHAN 2 YAŞINDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GAZİHAN 2 YAŞINDA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2011 Çarşamba

Gece Sütü+ Bez

İyi mi ettik kötü mü ettik bilemiyorum. Neyi mi? Gece beslenmeyi.



Of bu aralar kafa karışık ya abuk sabuk bir cümle ile girdim mevzuya. Mevzu şu; Gazihan tosunu tuvalet eğitiminin %90'nını tamamlamıştı. Yani gündüz bezsiz gece yatarken bezli idi. Bu durumdan kendisi de çok rahatsız oluyor ama gece süt içtiği için bezi çıkaramıyordum.



Hatta bi kaç gece bezi taktırmamak için çok ağladı bende "tamam" dedim .



Bir gece yatmadan önce çişini yaptırdım. Gece 2 gibi çişe kaldırmak için uyandığımda yatak çoktaaan göl olmuştu. Haydi üst baş değişti, çarşaf değişti, kalan bi çiş varsa diye tuvalete gidildi derken uyku tamamen dağıldı. Tekrar uyuduk derken saat 3 oldu. 5'te tekrar kalktım yatak yine göl. Aynı işlemler tekrarlandı bi daha uyumamız 6'yı buldu. Doğal olarak o günümüz berbat geçti.





Bu süt-bez ilişkisi epey kafamı kurcalıyordu. Çünkü gece uykuya yatmadan önce 1 biberon süt içiyor, gece uyanıp 1 biberon daha içiyor ki bazen 2 biberon da içebiliyor. Dolayısyla bezde en ufak kuru yer kalmıyor. Ee gece bu kadar süt içen bir çocuğa nasıl bez bağlamadan yatırabilirim ki?



Malum birde karnım burnumda olunca gece yat-kalk yapması çok zor oluyor benim için. Bende bu gece bezi ve gece sütü olayını Elif doğunca yapmaya karar verdim. Zaten Elif doğunca gece emzirmek için 3-4 defa kalkacağım, hazır kalkmışken de gece tuvaletini çözerim dedim.





Ama süpriz bir gelişme oldu. Eşimin toplantısı sebebiyle gittiğimiz kısa tatile gidereken biberonunu götürdüm götürmesine ama yatacağımız zaman denemek amaçlı " aaa biberonu evde unutmuşuz" dedim. Gazihan da sorun çıkarmadan uyudu. Ve deliksiz uyudu. Arıza çıkarsaydı verecektim ama çıkarmadı. Kısa ve sevimsiz tatilimizden sonra evimize döndük. Akşam yatma vakti gelince " Anne biberonuma süt koyarmısın " demeye başladı. Bende " annecim biz yokken gönül teyze(temizliçi teyzemiz) eve gelmiş ve biberonunu küçük torununa götürmüş, istersen bardakta süt vereyim" dedim. Tabi bardakta süt içmeyi reddetti. Ama biberon diye de tuturmadı. O gece ve ondan sonra ki gecelerde de arızasız bi şekilde uyuduk. Sabah da bezimiz hep kuru idi doğal olarak.



Ama bu durum başka bir sorun ortaya çıkardı Sütü tamamen bıraktı. O süt delisi çocuk biberon olmadan süt içmeyi reddettiği için süt de içmemeye başladı. Çözümü kakolu üzerinde şimşek mcqueen temalı sütlerde buldum. Ama bu kakaolu sütler ne derece süt değerinde sorusu da beynimi kemirmeye başladı. Derken dr'umuza danıştım zaten gece sütü içmesinin bir anlamı olmadığını günde 2 bardak süt veya süt ürünlerini birşekilde tüketiyor olmasının yeterli olacağını söyledi, buna kakolu sütte dahil.





Şimdi akşam yemeğinden sonra bir kutu kakolu süt içiriyorum.(Gündüz zaten canı istedikçe içiyor.) Yatmadan önce tuvaletini yaptırıp yatırıyorum hem sabaha kadar deliksiz uyuyor hem de bezi kupkuru kalkıyor. Haa neden hala bez takıyorsun derseniz şunun şurasında bir 6 gün daha deliksiz uyuyayım sonrasında uykular haram olacak nasıl olsa :)) Tabi deliksiz uyuyabilirsem. Çünkü Elif hanımdan da rahat yok. Neyse yapacak bişey yok.











26 Nisan 2011 Salı

Kulağınızın Pası Silinsin

Oğlumun konuşmaya başladığından beri söylediği ilk anlamlı şarkı.
Kulağınızın pası silinsin.




10 Mart 2011 Perşembe

2,5 yaş+Masal

Önceleri şu 2 yaş sendromuna pek inanmamıştım. Daha doğrusu inanmak istememiştim. Ama 2 yaş sendromu diye birşey gerçekten varmış. Ve biz bunu köküne kadar hissettik.




Bu 2 yaş sendromu hamileliğimin ilk aylarında o kadar yoğundu ki evde sürekli bağıran bir anne modundaydım. Ve karnımdaki bebek bu negatif anneden etkilenecek diye çok korkuyor o korkuların baskısıyla daha da gergin oluyordum. Ta ki Gazihan 2,5 yaş oluncaya kadar. Ne zaman 2,5 yaşa girdik haftasında o hırçın , agresif ,derdini anlatamayan çocuk gitti şeker gibi bir çocuk geldi.



2,5 yaş dediğimizin haftasında uyurken masal anlatmaya başladım ve ilk defa masal dinleyerek uyudu. Ve o günden sonrada uyku vakti gelince "anne masal anlat" demeye başladı. Ama benim hayal dünyam o kadar geniş olmadığı için kendi uyduruk masallarımdan sıkılmaya başladım ve masal kitabı arayışım başladı. Zamanla Gazihan'ın çok uzun olmayan çok da kısa olmayan masallardan hoşlandığını farkettim. Birde favori masal kitabımız var ki onu okumadan önce başka masal okuyamıyoruz. Japon Balığı Şıp Şıp. Artık bana okumaktan gına geldi ama yapacak bişey yok.




Uykusu gelmeye başladı mı "anne Şıpı şıp balığı oku" diye tutuyo doğru yatağa. O kitap bitince aşağıdaki mini masallardan seçmeler ya da masal kitabından masal okumaya devam ediyorum.





Masal okumaya başladığımızdan beride Gazihan'nın cümleleri çok değişti. Çok daha düzgün ve doğru kelimelerle kendini ifade eder oldu. Öyle olunca da anlaşılır bir çocuk oldu. Ne istediğini rahatça anlatabildiği için evdeki ses düzeyi sıfırlandı ki bu da eski mutlu mesut günlerimizin geri geldiğinin habercisidir.



Kelime haznesine değişik değişik kelimeler ekledi.


- "anne sen bana küstün mü?"



-" benim koleetiyonum (kolleksiyon) nerde?"



-alırmısın, verirmisin, yatabilirmiyim, teşekkür ederim, gibi rica kelimeleri ile cümle kuruyor.




-"hıımmm aklıma bişey geldi, yapalım mı?"




-" ben bi düşüneyim"




-" anne sen komik misin?"




gibi kelime ve cümleler kuruyor ki bu da bizi çok şaşırtıyor.




Ne çabuk büyüdü bu oğlan anlamıyorum. Hele hele son 1 ayda artık bebek simasından da çıktı tam bir erkek oldu. Ben bu kadar hızlı büyümseni hiç beklemiyordum. Cümleler,ifadeler, tavırlar değişti.



Bu kadar çabuk büyüme be annem. Daha hazır değilim koca adam olmana.

21 Ocak 2011 Cuma

Kreş Mevzusunda Son Nokta

Uzun araştırmalarım sonucunda boyumun ölçüsünü aldım. Ben çok gerilerde kalmışım fiyatlar konusunda. Ama fiyatlar almış başını gitmiş. Anacım çocuğu koleje gönderiyorum sanki.


O kadar ticarete dönmüş ki olay midem bulandı açıkcası. Zaten gezdiğim kreşlerde dörtlük bir kreşte bulamadım. Mutlaka eksik bulduğum bir tarafları vardı. Kiminin mekanını beğenmedim,kiminin öğretmenini,kiminin mutfağını vs.vs.


Bütün kreşler tutturmuşlar ; İngilizce eğitimi veriyoruz, drama derslerimiz var, kişisel gelişim bilmem nelerimiz var vs. vs. Sadece laf kalabalığı, kulak doldurmaca ama bence uygulamada bişey yaptıkları yok.


Mesela gezdiğimiz kreşlerden birinin mekanın çok beğendim. Tertemiz, herşey çok güzel özenle döşenmiş, modern ve çocukları hatta büyükleri bile cezbedecek kadar güzel bir mekana sahip.


Kreş gezmeye çat kapı gidiyoruz , ve bir yetkili bize tüm kreşi gezdirmeye başladı. Sınıflara da çat kapı giriyoruz.(bu beni çok rahatsız etmiş olsada gerçekleri görmemi sağladı) Girdiğimiz bir sınıfta 4 yaş grubu spor dersindeydi, güya. Bir spor hocası kaslı falan yanında 3-5 öğrenci boğuşuyorlar. Geri kalan 10-12 kişilik grup kendi hallerinde oyun oynuyorlar, başka şeylerle uğraşıyorlar. Nerde spor dersi, nerde aktivite, nerde hareket. YOK.


Mekanın beğenmediğim 3 katlı apartmandan bozma,daracık odalardan oluşan kreşlerde vardı içlerinde. Yemekhane zeminde havasız. Ama sınıfları geziyorsun hocalar ya masal okuyor ya bir müzik aleti çalıyor. Yani aktivite yapıyorlar. Çocuklar öğretmenlerini etrafına dizilmişler falan.




Şimdi bu iki tip kreşin fiyatlarına gelince


Biri servis dahil 700 TL ,biri servis dahil 800 TL.


Diyeceksiniz bir kere görmeyle karar verilmez. Oraya giden çocuklar çocuk değilde bi senin ki mi çocuk diye. Evet doğrudur ama insan içine sinmeyen bir yer olmayınca da nasıl gönlü rahat gönderecek kreşe. Herkesin beklentisi de farklıdır.


İçime sinmeyen bir yer bulamamamı bir yere bırakın, Gazihan'ın da hazır olmadığını farkettim. Aslında farketmedim oğlum açık açık bana "anne okula ditmek ittemiyom" dedi. Neden oğlum diye sorduğumda "annesi yok dedi."


Annesi yok dedim de aklıma geldi. Kreşleri gezereken (kreşleri arkadaşım Canan ve kızı Defne ile gezdik) Gazihan'ı kendi yaş grubunun sınıfına alıyorlar, biz gezerken onlarda ortamı görüyorlar. Neyse biz gezdik 15-20 dakika falan tam almaya giderken sınıfta karşımızdan geliyor. Gazihan sicim gibi gözyaşı döküyor. Beni görünce paçama yapışıp "annesi annesi" diye iç çekiyor. Öğretmene nasıl vakit geçirdiniz diye sorduğumda aldığım cevap beni gıcık ediyor. "İlk başlarda yokluğunuzu farketmedi, farkedince de ağlamaya başladı, ama Defne çok uyumlu çok güzel oynadı" Ve döndü Defne ile ilgilenmeye başladı. İşte o an sildim o kreşi. Ben beklerdim ki " evet Gazihan sizi göremeyince ağladı annesi ama alışır, olur böyle şeyler "gibi bişeyler söyleyip benim gönlümü ferahlatabilir sonrada Gazihanla ilgilenip iletişim kurmaya çalışabilirdi. Ama sevgili öğretmenin zorla uğraşmak işine gelmedi.


Neyse bu kreş mevzusunda son noktayı koymamı sağlayan bi diğer olayda bi akşam uyumadan önce anlattığım masalda okula gidecek olan 3 küçük ayı vardı. Gazihan birden doğruldu "Anne okula gitmesinler " dedi. Yani masalda bile okula itiraz etti.


Dolayısıyla hem Gazihan'ın hazır olmaması hemde maddi açıdan (2.bebişin masrafları, var olan masraflar, kreş için düşündüğümüz fiyatın çok üstünde olan fiyatlar) kreş mevzunu rafa kaldrımamızın başlıca 2 sebebi.
Bu kreş mevzuları derin mevzularmış gerçekten. Şöyle yapacağım böyle yapacağım demekle peynir gemisi yürümüyormuş. Yaşamadan bilinmiyormuş. Bu da bana kapak oldu.


Büyüklerin ve arkadaşlarımında tavsiyesi üzerine haftada 3 gün gelecek bir yardımcı teyze ile çözüm bulacağız.


Umarım verdiğimiz karar bizim için doğru bir karardır.

6 Ocak 2011 Perşembe

Ne Yapmalı?

O bir yengeç burcu, o bir erkek çocuğu. Dolayısıyla bana çok düşkün.

Bu çoğu zaman hoşuma gitmiş olsada bu aralar bana bu kadar bağımlı olması sorun olmaya başladı. Sürekli gözünün önünde hatta yanıbaşında olmam gerekiyor. Mümkünse temas halinde. Bundan 7 ay öncesine kadar eşimle beraber uyuyordu. ;Bir gün eşim birgün ben yatırıyorduk. Tam 7 aydır sadece benim yatırmamı istiyor. Aksini yapmaya çalıştığımızda kıyamet kopuyor.

Herşeyde "annem versin, anne yapsın, anneeeeee şen geelllll, anne sen yedir" bu hem yorucu olmaya hemde beni endişelendirmeye başladı.

Evet biliyorum tam anneye bağımlı olduğu yaşlardayız ama bi kardeş geliyor ve ben kreşe vermeyi düşünüyorum.

Yavaş yavaş bu bağımlılık olayına bi çözüm bulmama gerekiyor diye düşünürken geçen gün bu duruma bir an evvel el atmam gerektiğini farkettim.

Neden mi?

Havalar soğuduğundan beri park yerine, alışveriş merkezlerindeki top havuzları favori oyun yerlerimiz oldu. Ama biz diğer aileler gibi bırakıp 1 saat sonra alamıyoruz. Mutlaka bizi görmesi gerekiyor. Yoksa daha biz oradan ayrılır ayrılmaz oyun parkında telefon geliyor, "Gazihan durmuyor, ağlıyor." diye. Önceleri bu kadar çok kafama takmamıştım. Zamanla geçer diye düşünüyordum. Ama zamanla daha da bağımlı olduğunu düşünmeye başladım.

Yine havanın kapalı olduğı birgün arkadaşım Canan ve kızı Defne ile bir alışveriş merkezinde buluştuk. Birlikte oynasınlar bizde top havuzunun biraz ilerisinde ki cafe iki çif laf edelim dedik. Yol boyunca Gazihanla konuştum. "Onu çok sevdiğimi, Hiçbir zaman bırakmayacağımı, Defne ile oynarken benim oturup birşeyler içeceğimi vs vs." Ama sonuç değişmedi. 10 dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Sanki etinden et koparmışcasına ağlarken aldım top havuzundan. Defne top havuzunda kaldı benim ki geldi bizimle beraber oturdu.
Nisan başında başlatmayı planlıyoruz o zamana kadar top havuzuna hergün götürsem bırakıp 10 dakika sonra alsam sonra bunun sürelerini uzatsam işe yarar mı acep.
Şimdi sorarım siz ben bu çocuğu nasıl kreşe alıştıracağım? Şu top havuzuna bırakarak alıştırma fikrime ne dersiniz?

27 Aralık 2010 Pazartesi

Çok İhmal Ettim Bu Aralar

Uzun zaman oldu oğluşla ilgili bişeyler yazmayalı. Rehavetten mi, koşturmaktan mı karar veremedim.
Çok büyüdü paşam. Eee ne de olsa abi olacak artık. İyice dillendi, bilmediği bişey yok herhalde çok şaşırtıyor bizi. Tam bir oyun çocuğu oldu. Sabah uyanır uyanmaz "anne oyun oynıcaz" diyor. Babası akşam eve gelir gelmez paçasına yapışıyor" oyun oynıcaz" diye. Ve ben yetemiyorum artık. Sürekli koşturma halinde,hoplamak zıplamak atlamak istiyor.
Birara acayip televizyona düşkündü. Nasıl oldu da bu kadar televizyona düşkün oldu diye üzülüyordum. Şimdi de ben biraz otursun televizyon seyretsin istiyorum (insanoğlu bi garip işte) o; "hayıy, kapat oyun oynıcaz" diyor :)
Değişik şeyler öğreniyor hergeçen gün. Geçenlerde eltimlerde Büyüteci keşfetti;

Yeniliklere açık olduğumuz kadar eski alışkanlıklarımıza da tam gaz devam ediyoruz. 24 saat Tost yiyebilir diye düşünüyorum. Sabah gözünü açaraçmaz "Anne,tosst yap" diyor, ve malesef başka bir kahvaltı seçeneğini asla kabul etmiyor. Zamanla geçer diye ümid ettiğim için fazla dert etmemeye çalışıyorum.

Gerçi suç bizde de var. Geçenlerde madem bu kadar tost istiyor bari tostu yerinde yesin dedik ve Ayvalık Tostçusuna götürdük. İlk defa tabureye oturdu adam adam tostunu yedi. İşte o görüntüler.

Yemek içmek mevzusundan bahsetmişken eski iştahımız yok artık. Bütün gün bişey yemese yemeyecek. Önceleri son azılara bağlamıştım bu yememe durumunu, ama onunla alakası olmadığını farkettim. Daha çok oyundan ayrılmak, yemek yemekle vakit kaybetmek istemiyor. Buda gelip geçici bir durumdur diye çok üstelememeye çalışıyorum ama yemeyen çocuk zormuş arkadaşlar. Şimdilerde sırf yemek yesin diye Sadece onun sevdiği şeyleri yapıyorum, yapmama lazım ama gönlüm el vermiyor malesef.

Bu aralar boyumuz uzadığı için eski göbüşlü halide kalmadı. Boyu şu an 98 cm , kilosuda 19 kg. 1 kg vermiş durumdayız. Doğru dürüst bişeyler yemediği içinde süte saldırmış durumdayız. Gece yatarken 1 biberon içiyor, sabaha kadar bazen 2 bazen 3 biberon daha içiyor. Gazihan bebekken bile bu kadar kalkmıyordum geceleri. Şimdilerde gece süt istediğinde 50-80 cc kadar süt koyup veriyorum. Zavallım daha durumu çakmadığı için bitirp hemen uykuya dalıyor. Doğurmadan bu yemek yeme ve gece biberonla beslenme olayını çözmem gerekiyor. Yoksa 2 çocuğu aynı anda beslemem mümkün değil.

Beni zorlayan bir diğer konu ise arkadaşlık,paylaşım vs. Günü gününe uymuyor. Bi bakmışsın arkadaş diye deliriyo, bi bakmışsın kıyamet kopuyor. Mesela Defne ile çok sık görüşüyorlar. Bir gün elele kolla;

bir gün kavga kıyamet. Yanlış anlaşılmasın kavga kıyamet koparan Gazihan. Hele geçenlerde defne ile annesi sabah kahvesine geldiler. Geldiklerine geleceklerine pişman oldular. Defne neye eline dokunsa bizimki kızılca kıyameti kopardı. O kadar gerildim o kadar gerildim ki sinirimden ağladım. O gün karar verdim Nisan ayında kreşe göndereceğim. Hem paylaşmayı öğrensin, hemde ben şişmeye başlamış olacağım biraz dinlenmiş olurum,hemde yaptığım araştırmalar sonucunda eve kardeş gelmeden önce kreşe gönderirsem evden atılmış duygusunu hissetmez.

anlayacağınız zor günler bizi bekliyor. Çok kolay kreşe uyum sağlayabileceğini düşünmüyorum. Çünkü Gazihan tam bir yengeç burcu dolayısıyla bana çok düşkün. Öyleki şu top havuzlarına gittiğimizde bile diğer aileler gibi çocuğu bırakıp gidemiyoruz. İlla başında bekleyeceğiz.

Arkadaş delirdiğimiz de de ağzından çıkan tek kelime EFE. Her sokağa çıkacağımızda " anne Efe'ye gitcez" diye soruyor. Efe ile buluştuğumuz zamanlarda kavgasız gürültüsüz geçiyor ve çok güzel oynuyorlar.

Onlar oynarken biz Pınarla sohbet ediyoruz.

Umarım şu kreş mevzusunu kazasız belasız atlatırız. Önümüzde 3 ay var şimdiden hazırlamaya çalışıyorum ya, bakalım.

Hazırlamak dedimde çok alakasız bişey aklıma geldi. Benim can dostum Şule kasım ayında doğum yaptı. Aynı zamanda aynı apartmanda oturuyoruz. Gazihan'ın kardeş olayına alışmasına çok yardımcı olacak Ela kız diye düşünüyorduk. Her gittiğimizde Ela uyuyo olduğu için bi sorun yaşamıyorduk. Hatta kapıdan girer girmez "Anne Ela uyuyo" diyerek içeri giriyordu. birgün gittiğimizde Ela kız uyanıktı ve annesini emiyordu. Gazihan çok şaşırdı ve bana şaşkın şaşkın bakınca bende "Ela'nın karnı acıkmış annesinden süt içiyo" dedim. Epey bi inceledi inceledi sonra koşa koşa yanıma geldi ve göğüslerime yapıştı :) "Anne, Gaziyan'ın da karnı acıktı, emcek" dedi. Açtı göğüslerimi bi güzel eğildi, emmeye çalıştı, sonra baktı süt falan yok "Anne süt bitmiş" dedi. Eşek sıpası sanki bebekken emmiş gibi. Ben kucağıma fazla alınca ya da Şule; " yatağına koyun" diyor.

İşte böyle... Küçük dev adamım benim.

Şimdilik bu kadar. Komik bi videomuz ile bu yazıya son noktayı koyuyorum. NOKTA.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Bi İkeamız Bile Yok Ama...

Şu Antalya'ya bi İkea açmadılar ya pes diyorum.

İnsanlar "vay Antalya sıcak memleket turizm şehri" falan diye düşünüyorsa söylemeden geçemeyeceğim, burası gelişmiş bir köyden ibaret. Öyle aradığınız herşeye ulaşamazsınız. Birçok yerde olan mağazalar burada bulunmaz. Bunların başında da İkea gelir.
İstanbul gezimizde bir günümüzü İkea'da geçirmiş ve çok keyif almıştık. Ve aşağıdaki videoda gördüğünüz yazı tahtası çok hoşumuza gitmiş fiyatı da çok uygun olunca alalım demiştik. Ama gel görki alamadık çünkü kargo ücreti yazı tahtasından daha pahalıya gelince kasada bırakmak zorunda kaldık.

Zaman geçti oyun grubumuzda ki ve oğlumun ilk göz ağrısı Defne'nin annesi arkadaşım Cananla sohbet ederken durumu anlattım ve içimizde kaldı diyede hayıflanmıştım. Oda aklının bi köşesine not ettmiş ve bir akşam elinde koca bi kutuyla çıkageldi.

Çok sevindik ve çok şaşırdık. Meğer İzmirde yaşayan annesine ve kızkardeşine söylemiş onlarda alıp Antalya'ya gelen arkadaşlarıyla Canan'a göndermişler. Nasıl mulu olduk anlatamam. Canım benim çok teşekkürler, bundan daha güzel bi hediye olamazdı. Hediyenin her türlüsü güzeldir ama ihtiyaç olan bişeyse ve alamadıysanız ve hediye olarak geliyosa tadından yenmiyo valla.

Şu an için harika resimler yapmasakda ve çizilen her çizginin bir anlamı var. Çok enteresandır zaman geçip çizgileri tek tek sorunca yine aynı cevaplar verebiliyoruz.

Biz yazı tahtamızla çok keyfili vakit geçiriyoruz.

Bloggerdan izleyemeyen arkadaşlarıda düşündüm :) Vimeodan izlemek isteyenler bir Tık

31 Ekim 2010 Pazar

Özlemişim Mimlenmeyi

Başak'cım mimlemiş beni. Burdan bu güzel mim için ayrıca teşekkür ederim.

- Boncuğunuza kitap seçerken en çok önem verdiğiniz kriterler neler?


Öncelikle Gazihan'ın ilgisini çekmesi ya da çektiğini düşündüğüm kitaplar kriterlerimizin başında geliyor. Kitap seçiminide genellikle Gazihan'a bırakıyorum. Kitapçıda salıyorum çocuk kitaplarının olduğu yere, bakıyor bakıyor hangisini beğendiyse yere oturup incelemeye başlıyo. İşte o zaman işlem tamam demektir. Eğer tek başıma gittiysem onun hoşalabileceği birazda eğitici olacak (mutlaka ilgisinide çekmeli) bir kitap alıyorum.


- Bir kitabın kapak tasarımı sizi cezbeder mi?

Benden çok onu cezbediyor. İlgi alanlarına yönelik bir kapak tasarlanmışsa hiç kaçırmıyor hemen sahipleniyor.


- Çocuk kitaplarının didaktik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz?
Çocuk kitaplarında 2+2 =4 eder gibi bir yaklaşım olmasından yana değilim. Daha yuvarlak hatlar içinde anlatılmak istenilen anlatılmalı böylelikle karşıdaki daha olumlu bir şeklide algılar ve uygular diye düşünüyorum. En azından kendi adıma ben birşeyin dikte edilerekten yaptırılmasından hoşlanmıyorum.


- Çocuk kitaplarındaki resimler nasıl olmalı sizce? Hikayesini beğendiğiniz bir kitabı ilüstrasyonlarından dolayı almamazlık ediyor musunuz veya tam tersi oluyor mu? Hikayesi uyduruk olan bir kitabı grafiklerine aşık olarak aldığınız oldu mu? Grafiklerde aradığınız temel özellikler var mı? Varsa nedir?


Yalın ve karmaşık olmamalı. Hikayeyi birkaç resimle anlatabilmeli bence.


Daha önceleri yani 2 yaş öncesi, hikayeden çok resimlerine göre kitap alıyorduk birde sesli olursa süper oluyordu. Şimdilerde hikaye + resim her ikisini eşit güzellikte olmasına özen gösteriyorum.

Resimlerde temel aradığım özellik ilgi alanına hitap etmeli ve yalın olmalı.


- Çocuğunuzun şu anda en çok sevdiği 3 kitap hangileri? Bu kitapların bir ortak yönü var mı?



1.Kitap



2. Kitap



İlk iki kitabımızın ortak noktası motorlu taşıt ve makina olması. Klasik erkek çocuğu yani. Arabaydı, kamyondu, iş makinesiydi her cinsi ilgi alanına giriyor ve kitaplığımızın çocuğunluğu bu tarz kitaplardan oluşuyor.


3. Kitap



Herhangi bir taşıt haricinde severek ilgilendiği kitabımızda Pingu. Alttaki pingu ise normalde bir boyama kitabı. Kitapçıda gördü" illa bu" dedi ve aldık. Hikaye kısmını boyama sayfalarındaki resimlere göre ben uyduruyorum. Aslında keyflide oluyor.



Aşağıdakilerde ilk göz ağrımız olan sesli ,resimli,hikayeli kitaplarımızdı.Gerçi sesli kısımları kopalı çok oldu ama. Hala daha seviyoruz.


Gazihan 8-9 aylıkken almıştık ilk sesli kitabını ve Antalya'dan İzmir'e kadar yol boyunca düğmelerine basa basa dinleye dinleye gitmiştik.



Bende hala daha bu kitaplarımızı beğeniyor ve seviyorum. Mesela Ercan ve Ebru serisi bence çok eğitici ve eğlenceli.


Birde rüya serisi var ki tuvalet eğitimi ile ilgili olan kitabını hala daha dinliyor ve okuyoruz. tavsiye ederim.


- Bir çocuk kitabı yazsanız hangi temayı işlemeyi düşünürdünüz, ya da temasız öylesine bir masal mı uydururdunuz?

Sanırım bir çocuk kitabı yazarı olmazdım,olamazdım. Onların hayal dünyasına girebilmek herkesin harcı değil gerçekten.

Gazihanda şu an için öyle oturup kitap okumama müsade etmiyor çabuk sıkılıyor. Yukarıdaki favori kitaplarımızdan da anladığınız üzere öyle çok hikayeli kitaplar ilgi alanımız değil. Daha çok görsel ve sesli kitaplardan hoşlanıyor. Gazihan için hikaye kitabı kısa ve net olmalı ve bol görselli olmalı.


Dolayısı ile masalda uyduramıyorum hiç. Zaten bir masal anlatmaya çalışırsam genellikle beni susturuyor.


Ya da Gazihan diye bi çocuk varmışla başlayan ve onunla yaptığımız herhangi bir olayı içeren gerçek masalllar anlatabiliyorum.

Benim mimlediklerim;

Kuzeytan(anne), Deniz, İlknur, AliYiğit'i mimliyorum.

27 Ekim 2010 Çarşamba

İyiler ve kötüler

Bu aralar öyle çok şaşırıyorum ki. Bi bakıyorum adam adam cümle kuruyor "hönk" diye kalıyorum, bi bakıyorum(z) abuk sabuk hareketler yapıyor yine "hönk" diye kalıyorum(z).
Nelere mi "Hönk" diye kalıyorum.
Mesela,
Yemeğe davet ettiğim aile dostlarımız olan Şule&Tolga kapıdan girer girmez (Şule Kasımda doğum yapacak)
-Toyaaaaaa tamiyattt . deyip elinden tutup odasına götürmesi(Bir kişi ile yaptığı bir işi asla unutmuyor)
-Sonra gelip Şule'nin karnını elleyip " top, top'u al (aslında ver demek istiyor)" ve ısrarla top diye Şulenin Tşörtünü çekiştirip durması. İçinde gerçekten top var sanıyor zavvallım. İkna edemeyip Tşörtü açtık, yine olmadı, derisinide açacaktık neredeyse.
Tabi bu durum karşısında gülmemek imkansız. O kadar komiktiki. Halbuki her seferinde "bak burda bebek var, hadi öpelim ya da sevelim diye karnını okşadık ya da öptük. Ama o gün top da top diye tutturdu.
Biz=Hönk
Mesela,
-Pazar sabah bizden daha geç kalkan babasına " günadın babaci (günaydın babacım)
Biz =Hönk
Mesela,
Arabadan inip markete giden babasını göremeyince;
- " acaba baba nerde? kabbobu ? (kayboldu)
Ben=Hönk
Mesela,
- Akşam bir süre odasında oynadıktan sonra salona yanımıza geldi ve
" Anne ukum gedi (uykum geldi) " dedi.
Biz = hönk
Mesela,
- Sokakta yürürken canı neye sıkıldıysa yada aklına ne geldiyse sokak ortasına oturup hatta yatıp kalakalması. "Oğlum ne yapıyorsun, kalk, yerler kirli" gibi sözleri hiçe sayarak hatta avazı çıktığı kadar bağırıp kalkmamak için direnmesi.
Ben=Hönk
Mesela,
-Parkta bir avuç kumu paçalayıp gelip yüzüme savurması. Bundan acayip zevk alıp şiddetle artan tekrarlamalarla devam etmesi.
Ben "oğlum yapma" dedikçe inadına inadına yapan çocukda benim çocuğum. Gayet mantıklı cümle ve davranışlar sergileyende benim çocuğum.
Yok mu çocuğum bu davranışların orta kararı?

19 Ekim 2010 Salı

Ömrümden Ömür Gitti

Konuşup derdini anlatman, büyüdüğün anlamına gelmiyormuş,
Dediğimi anlaman, yapmayacağın anlamına gelmiyormuş,
Tuvalet eğitimini %90 halletmiş olman büyüdün demek değilmiş,
Dün akşam bir tane patlamamış mısır tanesini burnuna soktuğunda anladım, senin hala küçük bir çocuk olduğunu.
Kızmam, öfkelenmem sana değil, kendimeydi. Nasıl bu kadar dikkatsiz davranmış olmama kızdım.
Burnundan o mısır tanesini çıkarmaya çalışırken ki bakışlarını asla ve asla unutmayacağım.
Ve söz veriyorum, sana olduğundan daha büyük davranmayacağım ve çok daha dikkatli olacağım.
Seni çok ama çook seviyorum bebeğim.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Kenem'in İstatiği

İlk önce Sibel'in blogunda, ardından Başak'ın blogunda görünce bende merak ettim, neymiş bizim en çok okunan yazılarımız diye.

İşte buyrun en çok okunan yazılarımız.

1. Su Kenesi (tık) : Hala su kenesi olarak devam ediyoruz hayata.

2. Odamızın Şekli Yine Değişti (Tık) : Yine değişti dersem acayip olmaz herhalde. Bu defa değişimden çok bir ekleme yaptık. İlerki yazılarımdan birinde bu yeni ve güzel eklemeyi aktaracağım.

3. Tuna & Gazihan Buluşması(Tık) : Antalya'ya her geldiklerinde buluşmaya çalışıyoruz. Hülya ve Tuna'nın gönlümüzdeki yeri çok ayrı. Zira benim ve oğlumun ilk blog arkadaşı olurlar kendileri.
4. Gazihan'ın Seyir Defteri (Tık) :Çok gezince yazacka paylaşacak çok şey oluyor haliyle.


5. İstanbul'dan Bir Gazihan Geçti (Tık) Gördüğünüz gibi istatiğimizin 5'inden 2'si gezmece tozmaca.

Başak'ın dediği gibi "aaa kimse beni mimlememiş" demeyin. Sizde kendi kendinize mimleyin benim gibi.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Dokujjj, gıymıjııı, biyajjj

Yaz başından beri öyle çok şaşırtıyor ki beni. Sürekli " çok çabuk büyüdü " diye tekrarlıyorum kendi kendime. Büyümesini görmek bir yandan zevk verirken bir yandanda üzülüyorum, bir bakmışım koca adam oluverecek göz açıp kapayıncaya kadar diye.


Aşağıda 3 video seyredecksiniz. Yaz başından sonuna kadar olan değişime sizde şahit olacaksınız.










Bu rakamları öğrenme mevzusu da Elmo sayesinde oldu. Gazihan Elmo'yu seyretmeyi çok seviyor. Benimde gerçekten içime sinerek izlettiğim tek televizyon aracı Elmo. Sayı saymayı oradan öğrendi. Bir gün baktım ki arabalarını sıralarken kendi kendine " dokujjj, uççç, bieeşşşş " diye sayıyor. Hadi gel sayıları sayalım annecim dedğim zaman da yukarıdaki video ortaya çıktı.

Bu aralarda da renkleri öğrendi.

- Gıymıjııı = Kırmızı

-Sa =Sarı

- Şiyahh = Siyah

-Şiyahhh = Gri

- Biyajj = Beyaz

Sokakta yürüken yanımızdan geçen arabaları gösterip renklerini söylüyor. Ya da evde arabalarını oynarken renklerini söylüyo yetmiyormuş gibi bide onları sayıyo ya bende ölüyorum gülmekten, sen ne anlarsın sayı saymaktan , nerden bilirsin yerinde ve zamanında kullanmayı diye.

Sonrada düşünüyorum ee bu çocuk büyüdü kendini kotardı, derdini söylüyo, bez mevzusu da bitti sayılır (aslında çoktan biterdi ya ben biraz gevşek çıktım bu konuda) , son azılardan 2 tanesi patladı diğer 2 side patladı mı gelsin 2. çocuk dermişimmmm :)

27 Eylül 2010 Pazartesi

YÜZDÜ YÜZECEK

Yaz bitti bitiyor derken benim minik dev adamım neredeyse yüzecek.

Aslında kolluk takmayı hiç istemiyor ve taktırtmıyordu. Birgün arkadaşım Canan ve Defne ile birlikte denize gittik. Defnem her zaman ki gibi uyumlu , denileni ikiletmeden yaptı , bunlardan biriside kolluklarını takmaktı. Kolluklarını taktı hooop denize. Annesiyle yüzdüler yüzdüler bizde kenarda öyle onlara bakakaldık.

Canan Defne'ye yedek kolluk getirmiş bi deneyelim dedik, ağlaya zırlaya Gazihan'a taktık kollukları. Çıkartmak için direndi, ağladı baktım olmayacak, attım denize. Önce ne olduğunu anlayamadı sonra baktı ki kendi kendine suyun üzerinde duruyor başladı 40 yıllık yüzücü gibi artistik hareketler sormayın gitsin.





Tam bi su kuşu oldu. Şimdi hergün sabah başlıyor " annii denişş, Gaya (Gazihan) denişşş." Türkçe meali " Gazihan denize gitmek istiyormuş " Eğer denize gidemiyor isek tuturuyor " Anni manyo, Gaya banyo. " Türkçe meali " Gazihan banyo yapmak istiyor "
Hergün denize gidemeyince mecburen hergün banyoya giriyor. Küvete girmeden öncede ne dese beğenirsiniz " Anni şüyü ayayla (anne suyu ayarla) ".

Buyrun efendim suyu ayarlanmış küvette yüzen Gazihan videosu.


14 Eylül 2010 Salı

Yaz günleri Ve Buluşma

Sonbahar'ın ilk günlerindeyiz ve Antalya da havalar hala çok güzel. O deli sıcaklar yerini tatlı bir bahar havasına bırakırken bizde yazın son günlerini oğluşla değerlendirmeye çalışıyoruz.
Koca bir yaz ayında evde oyunlar oynadık,

Bol bol denize gittik. Deniz kenarında en sevdiğimiz oyun olan denize taş atma oyununu oynadık.



Evdeki bütün oyuncaklarımızda deniz, göl veya herhangi bir su birikintisinden tüm nasibini aldı.



Her denize girişimizde baştan aşağıya kremlendik. Güneş kreminden de oyun olurmu dedirtircesine oyun çıkarttık. Bir gün kedi oldu, bir gün fare oldu.


Denizde o kadar çok yoruldu ki yatak şezlonglarda püfür püfür esen ılık rüzgarda hayatının en tatlı uykularından birini uyudu.


Bol bol kum oynadı (k) .





Yeni yeni arkadaşlarla tanıştık. Nurturia 'dan Pınar ile yazışıyorduk ve bir türlü buluşamamıştık. Onlar tatilden dönünce onları ziyarete gittik. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi sohbet ettik. Oğlanlarda gayet güzel oynadılar.

Untitled from yasemin aktug on Vimeo.

Nurturia'dan bir başka arkadaşımız olan Başak da tatil için Antalya'ya gelince, Pınar ile birbirlerini daha önceden tanıyınca hep beraber buluşalım dedik.

Toplatık tasımız tarağımızı (Çınar'ın tabiriyle bavuuu larımızı) Başağın yanına gittik Yazın en güzel günlerinden birini bu buluşmada yaşadık. Önce oğlanları bir arada tutmak pek kolay olmasada sonunda hepsinin ilgisini çekip bir araya getirebildik.


Denizde bol bol kumla oynadık. Sonra hooop havuza. Havuzda ki kaydıraktan sırayla kayıp durdular hiç bıkmadan usanmadan.
Onlar eğlendi olan bize oldu. peşlerinde koşmaktan.Sonra hepberaber yemek yedik. O kadar yoruldular ki yemek zamanında uyku nazı yapmaya başladılar. Hepsinin karınları doydukça gözleri küçülmeye başladı.
Ve veda vakti. Çok güzel bir buluşma ve kaynaşmanın ardından oradan ayrıldık. Başak, Pınar çok güzel birgündü. Tadı damağımda kaldı.
Buradan oğluşuma teşekkür etmek istiyorum. Hayatıma renk kattığı ve sayesinde çok güzel arkadaşlıklar kurduğum için.

13 Eylül 2010 Pazartesi

2 Olay 1 Video

Yaşadığımız iki olay var ve bu iki olay bir video da buluştu. Nasıl mı?

1. Olay

Tuvalet Eğitimimizin hiç ummadığım kadar kolay başladığını ŞU yazımda anlatmıştım. Kaka'yı söylemede hiçbir problem yaşamazken konu çişe gelince hala bir TIK yoktu. Bu böyle olmayacak dedim ve oğluşa en sevdiği karakterlerden biri olan Tamirci Bob külotlarından aldım. Haydi başlıyoruz dedim ve bezi çıkardım. O gün zor bir gündü. Sürekli " çişin var mı ? " sorusundan sıkılan oğluş tuvalate gitmemek için inatlaşmaya başladı. Baktım heryer çiş olacak gittim alıştırma külodu aldım.
Bazen tuvalete, çoğunlukla alıştırma küloduna şeklinde geçen 2 gün beni gerçekten zorladı. Tuvalete gitmek bir işgence haline gelmeye ve daha çiş kelimesi çıkmadan ağlamaya başlayınca biraz ara vermenin iyi olacağını düşündüm. Safrekesemi aldıracak olunca da zamanlamanın uygun olduğuna kara verdim. Ameliyettı, oldum, iyleştim derken 1 hafta geçti. Tam yeniden Çiş eğitimine başlıyorum derken oğluş ihsal oldu. İlk gün ateşli geri kalan 5 gün ateşsiz olmak üzere 6 gün boyunca su gibi ihsal gitti.
İhsal bitti oğluş iyileşti, elde ki kaka eğitimide gitti, başaramadığımız çiş eğitimide.

1 hafta daha tuvalet eğitimine ara verdim. Bu süre içinde bir gün, banyo yapması için küvete koyduğum sırada bir baktım bizimkisi kaka yapmak üzere. Ben yetişene kadar bir top kaka küvete düşüverdi. Bende kızdım. Ne küvete ne de beze kaka veya çiş yapılmayacağınız kızarak dile getirdim.

2. Olay

Her doktor kontrolümüzde Dr'muz " çocukların fotoğraf çeker gibi öğrendiklerini " söylerdi. Siz öyle birşey yaparsınız ki o onun fotoğrafını çeker ve onun hafızasında öylece yerleşir derdi. Bizde bunu yaşayarak öğrendik malesef.

Benim oğlan cüssesine göre geğirdiği için biraz fazlaca ses çıkarıyor. İşte o geğirmelerinden birinde normalden daha fazla ses çıkardı ve bizde refleks olarak " OHAAA Gazihan " dedik ve Gazihan da tam o sırada " Gülümseyi n" diyerek o anın fotoğrafını çekti beyninde. Ve o günden beri hayatımızda ve kelime dağarcığında bir OHAAA mevcut.


Veee 2 olayın toplandığı 1 video.

Video da Gazihan'ın kakası gelir;

Anni " kaka" der ve tuvalete oturturum. O sırada 1. olay devreye girer. Küvete kaka yaptığında kızdığım için bana " buraya kaka yok" diyerek küveti gösterir. O sırada hafiften geğirir ve 2. olay devreye girer.


Buyrun bir anne ve babanın bir yandan yapmaya çalışırken bir yandan çökerttiği eğitim videosu.




Untitled from yasemin aktug on Vimeo.

Sonuç = Ne ekersen onu biçersin.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Ayakkabı Sorunu

Bir önce ki yazım da kilo sorunumuzu detaylıca yazmıştım ya. Şimdi bu dobilik Gazihan'ın kilolarının çıkarttığı sorunlardan şöyle bir bahsedeceğim.

Efendim malum yaz geldi. Hal böyle olunca da dombilinin dobilik ayaklarına uygun ayakkabı arayışı başladı. Önce çorapla giydirebileceğim sağı solu açık beyaz bir deri ayakkabı aldık ve dünyanın parasını ödedik. Yani en azından o kadarcık deri kullanımı için ödediğimiz ücret pek bir abes geldi. Tamam ben ayak sağlığına verilen paraya hiç acımam ama seneye giyemeyeceği hatta sadece 4-5 ay giyeceği bir ayakkabıya o kadar para vermek koydu.


Neyse. Birde sandelet tarzı bir şey alalım denize giderken falan giyebileceği bir şey olsun dedik. Ama bulmak ne mümkün. Ayaklar etli etli olduğundan üst kısımları olmuyor. Olsada cırt cırtları ucu ucuna kapanıyor. Derken eh idare eder cinsinden bir sandelet aldık. Ona da hatırı sayılır bir para verdik. Gelgelelim bizim dombili sandalette bir türlü rahat edemedi. Ayağına en ufak birşey değse yada sandaletine taş girse hemen çıkarmak istedi. Yolda yürümek zul oldu. Hoş yürürken parmaklarının yarısı dışarda olduğundan düzgünde yürüyemiyordu ya.
İdare etsin falan dedik ama o dombili ayaklara bu seferede sandaletler dayanmadı. Daha 1 hafta oldu olmadı cırt cırtları koptu. Öyle olunca da yine yeniden günlük ayakkabı aramaya başladık. Tam tamına 6 mağaza dolaştık. Ama ayağına göre rahat birşey bulamadık. Eh ne yapalım çorapla giyilen ayakkabıyla idare edelim bulana kadar dedik.


Birgün Migros'un market kısmında dolanırken şu crossların çakmalarından gördük. Yalan söylemiş olmayayım 10 lira mı 15 lira mı neydi. 25 numerosu cuk dedi bizim dombilinin ayaklarına oturdu. Bizimki bir sevdi bir sevdi anlatamam. Işıkları yandıkça eğildi eğildi ışıklarını gösterdi durdu. Hala daha en favori ayakkabımız çakma crosslar. Seneye öyle mağaza mağaza dolaşmak yok.

Bir diğer sorunumuzda şort oldu. Her anne gibi bende bütçemizi düşündüğüm için kıyafet alışverişlerimizi sezon sonunda alıyorum. Geçen sene yaz sonunda bu sene giyeceği kıyafetleri aldım. Malum irice olduğundan hep 1 yaş önde giyiniyo bizim minik dev adam.

T-shortlarda sorun hiç yaşamadım ama bu seneki şortlarımızda hep sorun yaşadım. Kumaş cinsi olan önden 1 düğmeli beli az lastikli şortlar göbek çapımızın fazla olmasından dolayı sığmadı. 3-4 tane hiç giydiremediğim, 2-3 tanede zar zor giydirdiğim ama rahat edemediği şort elimde patladı. Penye şortlar belden kurtardı bu seferde boyu uzun geldi.
Şort dediğin diz hizasında, üstünde yada hemen altında olur ya bizde ayak bileğimize 4 parmak kala. Valla kim ne derse desin hala en rahat giydirdiğim Mother Care'nin alttan çıtçıtlı badileri. Zaten kendiside en çok onlarda rahat ediyor. Bu sene de giydirdim giydirdim. Seneye istesemde çıtçıtlı badi giydiremeyeceğim zaten.


Yukarıdaki fotoğrafta çıtçıtlı badimiz ve çakma croslarımız var.

Seneye koca herif olacak. Atlet, külot falan giyecek.

Bakalım seneye hangi kıyafet sorunları bizi bekliyor.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

2 yaş kontrolü

Temmuz ayı demek çoğu kişi için tatil ayı demek. Ama bizim için Gazihan'ın hayatımızı renklendirdiği ay demek. Evet minik dev adamım 17 Temmuzda 2 yaşını doldurdu ve soluğu doktor kontrolünde aldık. Malum aşımız vardı ve sorulacak sorular.

Adam artık 2 yaşında olunca daha doktorun muayehanesinin bulunduğu apartmana yaklaşırken başladı ağlamaya.

"anni hayıyyyy, attaa"

Sıcak bir yandan Gazihan'ın böğürmesi bir yandan zor attık muayehaneye kendimizi. Haa diyince giremediğimizden sıramızı beklemeye başladık.

Hiç sevmediğim çocuk tipi olan " bas bas ağlamanın " alasını yaptı. Yüzümde zorla beliren " çocuk işte ne yapacağı belli olmuyor " sırıtışıyla etraftaki annelerin delici bakışlarından sıyrılmaya çalıştım. Bu sırada Gazihan ısrarla

" Annnniiiii atttttaaaaaa" deyip kapıyı işaret ediyordu.

Bende olabilen en sakin tavrımla

"annecim caiullou'da dr'a gidiyordu hatırladın mı, hiç ağlamıyordu" diye sakinleştirmeye çalıştım. Ağlamaktan beni duyması ne mümkün.. Bende

" tamam birazdan gideceğiz ama önce Nejat amcaya bye bye dememiz lazım, öpücük göndermeden gidemeyiz " dedim. İşte o an koptuğum andır. Gazihan gözünde sicim gibi yaşlarla dr'umuzun odasına doğru el sallayark " bye bye " dedi öpücük gönderdi sonrada kapıya doğru bakıp "attta" dedi. Neyse ki o sırada sıra bize geldi kızılca kıyamet içeri daldık.

Ağız,burun,kulak,pipi karın,göğüs kontrollerini güçlükle yaptık. Boy ve kiloya geldi sıra. Ama Gazihan irice olduğundan ve bebek tartısını kırma riskinden dolayı doktorumuz şu kantarlı kilo ve boy ölçme aletinde ölçtü. 2 yaşında ki minik dev adamım 18 kilo ve 97 cm boyunda olmuş.

Sonrasında havada uçuşan sorular ve cık cık'larla geçen bir konuşma geçti aramızda.

Karşılıklı Sorular ve Cık Cık lar

Dr: Gazihan kaç öğün yemek yiyor.

Ben:Allah seni inandırsın günde 3 öğün, ara öğünlerde de ya yoğurt ya da meyve

Dr: Porsyon sayısı ne durmuda?

Ben: ??? :((( ııı şey ıııııı değişiyor. Sevdiği birşey ise 2-3-4 olabiliyor. Mesela çorbalara bayılıyor hele buğday çorbasına dayanamıyor 3 kasecik falan içiyor. Bide tost. Kahvaltıda sadece tost yemek istiyor. Hatta uyanır uyanmaz " Toşşşşşş " diye mutfak dolabını açıp tost makinesine saldırıyor. Her çocuk gibi köfteye bayılıyor. (şu yazacağımı doktora utancımdan söyleyemedim. Köfteci Ramizde 1 porsiyon köfteyi lüpleyi üstüne 300 cc lik ayranı götürüyor. Zaten oradaki garsonlar Gazihanı 2 metre uzaktan tanıyorlar. Valla zorla çağırıyorlar çocuğu. Ciddi söylüyom)

Salata yemeyide çok sever doktor bey,(doktorun garip bakışları karşısında ) ince ve masum bir ses tonuyla " gerçektennn " diyebiliyorum.

Bu durum karşısında sazı eline alıyor doktorumuz ve başlıyor söylenmeye:

1-TV karşısında yemek yedirmek yok,

2-Porsiyon sayısı düşecek

3-Hızlı hızlı yedirmek yok

4-Abur cubur yedirmek yok

Kilosu yaşıtlarından çok fazla, sınırın çok çok üstündesiniz, boyunuz 2 yaşında olan bir çocuğun olabileceği en üst sınırda. Boyu kilosunu kurtarıyor diye sevinmeyin diyerek bizi güzelce okşadı.

Adam haklı haklı olmasına da ben ne yapayım yiyo anacım yiyo. O saydığı maddelerden sadece 1. maddesini yapıyoruz oda bilerek değil yemek masamızın karşısında Tv var da o yüzden. Tamam bundan sonra yemek yerken kapatıveririz.

Hal böyle oluncada soracağım sorular aklımdan uçup gidiverdi. Sadece tuvalet eğitimini sorabildim onuda sormaz olaydım. Kendi ağzımla yakalandım.

Ben: Dr. bey tuvalet eğitimine başladım. Kakayı söylüyor daha çişe geçemedik. Asıl sorun gece çişi?

Untitled from yasemin aktug on Vimeo.

Dr: Gece çişi derken?

Ben: Gece süt içiyor ya bezi hep dolu oluyor sabaha kadar, gece uykudan sık sık uyandırmalımıyım?

Dr: Gece hala süt mü içiyorsunuz?

Ben: Eee evet. Uyanıyor ve süt istiyor.

Dr: Ne kadar süt içiyor?

Ben: Genelde 2 biberon. Biri yatarken, biri gece uyanınca ama bu aralar sabaha karşıda istediği oluyor :((

Dr: ???? Ben size ne diyeyim bakışı. Gece sadece yatarken süt vermeniz yeterli artık gece beslenmesinin bir yararı yok. Gece 12' de bir kere çişe kaldırın.

Kısa, net ve sert bir cümle ile doktor kontrolümüz bitti. ( Haaa 3 kişinin zor zabtetmesiyle de aşımızı olduk.)

Karı koca kös kös dışarı çıktık. Sonra ikimiz aynı anda Gazihan'a dönüp "Duydun mu Gazihan" dedik.

Sen Kaçıncı Kişisin